Dr. Ahmet Tepe ile aile hekimliği üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle bizlere kendinizden bahseder misiniz? Ahmet Tepe kimdir?

1989 İzmir doğumluyum. Lise eğitimimi İzmir Atatürk Lisesinde üniversite eğitimimi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamladım. Sonrasında İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesinde aile hekimi uzmanlığı ihtisasımı yaptım. Bunun yanı sıra geleneksel ve tamamlayıcı tıp ile ilgilenmekteyim özelliklede akupunktur.

“Geliş sebepleri ne olursa olsun hastalara bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum. Biz aile hekimleri olarak hastaların ilk başvuru noktalarıyız”.

Tıpta uzmanlık alanı olarak neden aile hekimliğini seçtiniz?

Geliş sebepleri ne olursa olsun hastalara bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum. Biz aile hekimleri olarak hastaların ilk başvuru noktalarıyız. Spesifik bir dal olmadığımız için hastalar bize her türlü şikayet ile gelebiliyorlar. Her hasta adeta çözülmesi gereken bir bulmaca. İşimi yapmaktan keyif alıyorum ve mesleğimi çok seviyorum.

Kimi zaman yanlış tanımlamalara maruz kalan aile hekimliği aslında nedir? Aile hekimi nelerle ilgilenir?

Aile hekimliğinde esas tedavi edici hekimlikten ziyade koruyucu hekimliktir. Biz hastaları daha doğumun ilk günlerinden ömürlerinin son günlerine kadar takip ederiz. Özellikle bebek izlemleri onların aşılamaları gebe izlemleri yaşlı taramaları işimizin önemli bir kısmını oluşturuyor. Yani aile hekimliği sağlıklı bir toplumun temel taşıdır.

Genellikle hangi şikayetlerle geliyorlar size?

Başvurular arasında üst solunum yolu enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, kas eklem rahatsızlıkları, deri hastalıkları, kronik hastalıklara bağlı oluşan problemler ilk sıralarda yer alıyor.

Size göre aile hekimliği hangi yönleriyle diğer branşlardan ayrılır?

Hastalarımız sürekli takibimiz altında oldukları için ve çeşitli nedenlerle birçok kez bize başvurdukları için bir süre sonra hastalarımızı tanımaya başlıyoruz. Bu da bize onları aile yapılarıyla, yaşam tarzlarıyla, ev ve iş ortamlarıyla birlikte kapsamlı analiz yapma imkanı sağlıyor. Bu kapsamlı analiz hastalıkların teşhisinde ve tekrarlamasının önlenmesinde hayati değere sahip. Diğer branşlardan farkımız buz dağının görünmeyen kısmıyla daha çok ilgilenmemiz.

Aile hekimliği diğer dallara göre biraz daha farklıdır ve zorludur deniyor. Aile hekimliğinin en zor yanları nelerdir?

Aile hekimliğinin en önemli farkı bizim belli bir hasta grubunun değil tabiri caizse yediden yetmişe herkesin doktoru olmamız. Bu da işimizi oldukça zorlaştırıyor tabi ki. Çünkü bazen hastayı bize getiren şikayet çok basit gibi görünebilir ama çok ciddi bir durumun işaretçisi de olabilir. Örneğin baş ağrısı çok sık görülen bir durum olmasına rağmen bunun belki de bir beyin kanamasının işaretçisi olabileceğini düşünmek olukça önemlidir.

Karşılaşılan en acil vakalardan biri de beyin kanaması. Beyin kanamasının tedavi sürecinde hangi yollar izlenir?

Kesinlikle haklısınız. Çünkü böyle bir durumda saatlerin hatta dakikaların hayati önemi var. Beyin kanaması belirtileri beynin hasar gören kısmına göre değişkenlik gösterir. Bu belirtiler arasında baş ağrısı, uyuşma, güç kaybı, görmede bulanıklık, denge bozukluğu, konuşma bozukluğu olabilir. Ama bazen bu belirtiler çok silik olabilir. O yüzden en önemli kısım şüphelenmektir. Aile hekimi olarak bize düşen ise hastanın hızlıca nörolojik muayenesini yapmak ve beyin kanaması ihtimalini düşünüyorsak hastanın ileri basamak bir hastaneye acilen sevkini gerçekleştirmektir.

Hastalarınızın tedavisinde neleri önceler, nelere dikkat edersiniz? Meslektaşlarınıza bu konuda neler söylemek istersiniz?

Aile hekimliğinde biyopsikososyal yaklaşım vardır. Bu yaklaşımın temeli de tıpta hastalık yoktur, hasta vardır. Yani her hasta farklıdır her hasta ayrı ayrı ve kapsamlı bir şekilde değerlendirilmelidir. Hastayı biyolojik, psikolojik, sosyal yönleriyle ele almak ve çözümlemek gerekir. O yüzden hazır reçete hekimliğine karşıyım. Pratiğimde de bunu uyguluyorum. Meslektaşlarıma da bu yaklaşımı öneririm. Ayrıca tam bir obezite düşmanıyım. Obezite bilindiği üzere birçok kronik hastalığın başlıca sebebi olduğu için özellikle bu konuda fazlaca mesai harcadığımı belirtmeliyim. Fazla kiloların verilmesi ve doğru beslenme sayesinde çoğu hastalık tedavi olmakta çoğu hastalığın ise oluşması önlenebilmektedir.

Obezite ve fazla kilonun sebebi nedir? Bu durum hangi hastalıklara sebep olur?

Obezite günümüzün vebası. Dünya nüfusunun neredeyse yarısı fazla kilolu ya da obez. Obeziteyi kesinlikle patolojik bir durum olarak değerlendirmeli ve sebebini araştırmalıyız. Bu sebepler arasında troid problemleri, bazı kullanılan ilaçlar, yumurtalık kistleri, bazı genetik hastalıklar, hormonal bozukluklar vs olabilir. Ama obezitenin çok büyük kısmının sebebi yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzıdır. Obezite sayısız hastalıkla ilişkilidir. Bunların başlıcaları arasında tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kalp yetmezliği, astım, depresyon, uyku bozuklukları ve bazı kanser türleri sayılabilir.

İnsanların sağlıklı ve dengeli beslenmeleri için neler yapmaları gerekir?

Bu konu gerçekten çok önemli. Günümüzde birçok insan yoğun çalışma saatleri, hazır gıda ya da fast food tarzı besinlere kolay ve zahmetsiz erişebilme sebebiyle beslenmelerine gereken özeni göstermemekte. Böyle özensiz ve yanlış beslenme alışkanlıklarına bir de hareketsiz bir yaşam tarzı eklenince sonuç kaçınılmaz. Obezite ve beraberinde gelen sağlık sorunları. Özellikle biz doktorlara bu konuda çok büyük işler düşüyor. Hastalarımızı mutlaka uyarmalı ve onlara gereken önerilerde bulunmalıyız. Bu öneriler arasında özellikle olması gerekenler hazır gıdadan ve fast foodtan uzak durmak, karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek besinleri diyetimizde olabildiğince azaltmak onun yerine protein ve lif ağırlıklı beslenmek olmalıdır. Günün en önemli öğünü kahvaltı olduğu için bu ihmal edilmemeli her sabah güzel ve doyurucu bir kahvaltı yapılmalı, akşam yemeği ise çok geç saatlere bırakılmamalı ve hafif yiyecekler tercih edilmelidir. Ve tüm okurlara ve hastalarıma tavsiyem günde 45 dakika tempolu yürüyüşü alışkanlık haline getirmeleridir.

Genellikle hangi zayıflama yöntemlerini önerirsiniz?

Burada asıl önemli nokta neyi yapmamak gerek. Özellikle bazı firmalar tamamen ticari kaygılarla insan sağlığını hiçe sayan çaylar, kremler, ilaçlar üretmekte ve pazarlamakta. Bazı kişiler ise zayıflayım da nasıl olursa olsun gibi çok yanlış bir düşünceyle bu ürünlere yönelmekte. Onları buradan uyarıyorum kesinlikle doktorlarına danışmadan herhangi bir ürün kullanmasınlar. En güzel zayıflama yöntemi doktor ve ya diyetisyen tarafından hazırlanmış bir beslenme programı ve fiziksel aktivitenin birlikte yürütülmesidir. Bu süreçte zorlananlara tabi ki bir akupunkturist olarak akupunkturu da bir zayıflama yöntemi olarak rahatlıkla önerebilirim.

Akupunkturun zayıflamada etkisi nedir? Akupunktur başka hangi alanlarda kullanılır?

Akupunkturun en önemli ve güzel etkilerinden birisi iştahı azaltmasıdır. Bunun yanı sıra zayıflama sürecinde hastada oluşan stresin giderilmesinde ve hastanın beslenme programını uygulayabilmesinde oldukça etkilidir. Akupunktur obezite tedavisinde tek başına yeterli değildir mutlaka beslenme ve fizik aktivite programlarıyla birlikte olmalıdır. Kilo vermenin dışında akupunkturun birçok kullanım alanı vardır. Bunların arasında migren ağrıları, kronik kas ve eklem ağrıları, bağımlılık tedavileri, baş dönmesi, huzursuz bacak sendomu, alerjik hastalıklar sayılabilir.

Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Öncelikle bu güzel röportaj için size teşekkür ederim. Tüm okurlara da söylemek istediğim hepimiz aslında kendimizin doktoruyuz. Kendilerine, sağlıklarına, yediklerine velhasıl tüm yaşantılarına gereken özeni göstersinler ve ihtiyaç duyduklarında biz doktorlara başvurmaktan da asla çekinmesinler. Herkese sağlıklı günler dilerim.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir