Geldik şu bizim meşhur kara kutuya.

Belgeseller!

Geldik şu bizim meşhur kara kutuya. Uçaklarda olana değil, bizim eski tarzlara değiniyorum. Eskiden tüplüleri, boyları ebatları benzer ve genişçe olan televizyonlar diyorum. Şimdi her yerde izlenebilen cihazların içinde, her ortama göre ayarlanabilen, incecik ekranlarla göz kırpıyor.

Değişmeyen ne kaldı ki? Her şey zamana göre değişim gösteriyor. İnsan aynı kalıyor diyeceğim ama en çok da o değişiyor. Bir gün öyle, bir gün böyle oluyor… Bunlara etki eden de pek çok unsur doluyor.

Gündemler değişiyor. Programlar değişiyor. İzleyici kitlesi değişiyor.

Değişiyor değişmesine de ekran izleyenine ne veriyor?

Her zaman belgesel izlenmez elbet, haydi haftada iki gün olsun canım. Hiç olmadı entelektüel alanlarda haftada bir kez izlenir hani.

 Ama çok zevklidir, orası ayrı tabii.

Neden bazı insanlar, televizyon programlarını izlemek yerine belgeselleri tercih eder? Ya da neden televizyon programlarını izlemiyorum denir? Pek çok sebebi olabilir elbet.

Utanıyoruz muyuz yoksa?

Fakat son zamanlarda en büyük sıkıntı, kaliteli işlerin az oluşu sanırım. Genelleyebilir miyiz? Asla. Tercih işidir bazen. Fakat bu kadar göz önünde olan bir cihaza o kimselerce fazla talebin olmaması da yine içindekilerle alakalıdır, düz mantık.

Sorun:

Gündüz kuşağı izleyici kısmına yapılan haksızlık!

Hafta sonu bomboş geçen bir yayın akışı!

Hele bir de yazın gelmesi ile boş alanda koşturmacalar başlıyor. Ver gençlik dizilerini! Hepsi birer kopya mübarek. Döngü aynı, konu aynı, sonuç yine hüsran.

Gündüz Kuşağı Programları

Şöyle bir aklımızı yoklayalım. Ezbere takip etmemize bile gerek yok, büyük bir yüzdelik izdivaç programıdır. Realite Show tarzında da sunulan farklı yapım işleri, yine aynı soruna çıkıyor. Ortaya çıkmayan yaratıcılık ve korku duyulan bir reyting sisteminin mahkûmu olan televizyon, boş bir kutu olarak duruyor o zaman.

Bu kadar gönül işlerine meraklı bir başka ülke var mıdır?

Sorun:

Üretim sıkıntısı!

 Reyting kaygısı!

Hafta içi evde olanları, boş zihniyet olarak mı görüyorlar? Yoksa biz sadece çok kazanalım kafası mı yaşıyorlar? Tutan iş yapmak. En sık kullanılan tabir olsa gerek. Garanti!

Aslında az bilinmeyenli denklem ama ortada sorunun olduğu kesin.

Aslında hepimiz belgesel izliyoruz.

Önce izdivaç ile zihnen çiftleşiyoruz, sonra ana haberlere bağlanıyoruz.

Hayat dediğin belgesel niteliğinde. Hayvani içgüdüler, sevgiden ibaret olsa keşke!

Kıran döken dizilerdeki ayarımız, börtü böceklerde de sınır tanımıyor. Her gün aynı haberleri görmekle de canımız acıyor.

Tek tük programı takip eden kitle kalıyor, onlar da yabancı filmlere takılıyor. Bir ara patlayan Türk sineması bile aynı döngülerde dönüyor. Çok acil silkelenmemiz gerekiyor.

Parmaklar çalışmalı. Senaryolar doğru kullanılmalı ve en önemlisi gündüz kuşağında yayın yapanlar, halkı artık kullanmamalı.

Çünkü bizler enteresan bir gelişim gösteriyoruz. Yeşilçam dizilerine kadar sigarayı puslu gösteriyor, günümüzde yayınlanan mafya dizilerinde silahı alenen kullanıyoruz. Sanki biraz komik oluyoruz.

Şimdi, iyi seyirler.

Belki farklı bir bakış açısıyla…

 

Merve KOCADÜZ

merve@cemiyetmagazin.com




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir